You are here:
Demokrasi Nedir? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 11 Haziran 2011 00:39

Demokrasinin yerleşmesine “Kara Cahiller” mi yoksa “Yarı Cahiller” mi engel oluyor?

Mustafa Koç

Okuduğum son yazılardan birinde, eğitimin ve demokrasilerde eğitilmiş insanın önemine değiniliyordu.  Konu eğitim olduğu için biraz da üstüme alındım. Yazıda; “Eğer her yurttaş yeterli eğitim alabilse seçimlerde daha sağlıklı sonuçlar alınır ve demokrasi daha kolay yerleşir” deniyordu.

Bu, çok tartışılan bir konu. Ama son söyleyeceğimi yazının başında söyleyeyim: Bu görüşün doğruluğundan emin değilim. Bu ülkenin başına ne kadar melanet geldiyse ne yazık ki okumamışlardan, hatta “kara cahillerden” değil; tersine, okumuşlardan, ya da onların içinden çıkan “yarı cahillerden” gelmiştir.

Evet, halkımızın eğitim düzeyi düşük; dörtte biri okul yüzü görmemiş; dörtte biri de ilkokul mezunu. Diğer yarısı okul sisteminden geçmiş ama acaba onlara verdiğimiz eğitimin niteliği ve eğitimin kazandırdığı beceriler ne? Acaba okullarımız çokça “alim” mi yetiştirmiş yoksa çokça “yarı cahil” mi?

Herkes biliyor ki sadece bir diploma sahibi olmak eğitimli olmak için yeterli değil. Eğer hayatın gerçekleriyle örtüşen bir eğitim veremiyorsanız, eğitim yoluyla toplumun istediği “vatandaşlar” değil de kendi istediğiniz “yandaşlar” yetiştirmeye kalkarsanız alın işte başınıza belayı. Daha sonra gelenler de kendi “yandaşlarını” yetiştirmeye kalkınca kıyamet oradan kopuyor. Demem o ki toplumdaki kavganın nedeni sözde okumuş olanların yarattığı ikiliktir.

Ayrıca bir kısım insanımızın eğitim eksikliği de bu milletin suçu değil ki!  Osmanlıyı geçtik; 90 yılda eğitimi ihmal edenler utansın!  90 yılda, sokaktaki, dağdaki, bayırdaki yurttaşını bilimin aydınlığına kavuşturmayanlar kimlerse bu durumun sorumlusu onlardır. 

Her kim ki cumhuriyetle başlayan aydınlanma ve eğitim hamlelerinin yolunu kesmişse;

Her kim ki 1940'lı yıllarda dünyaya örnek olan Türk Eğitim modeli Köy Enstitülerini kapatmışsa;

Her kim ki  yoksul aile çocuklarının, parasız yatılı okullarda okuyabilme imkanlarının önünü kapatıp yoksul ama zeki çocukları sahipsiz bırakmışsa; bugünkü eğitim düzeyimizden de onlar sorumludur.

Demokrasi konusuna gelince…

Demokrasi dediğimiz şey öyle kolayca ulaşılan bir hedef değil ki… İnsanlık çok kanlı ve uzun sosyal mücadelelerden sonra daha adil bir ortak yaşama biçimi olarak demokratik kurallar geliştirmiş, toplumsal düzeni sağlamaya çalışmış. Ama bu mücadele henüz bitmemiş; hala devam ediyor.

Demokrasi kısaca halkın kendini yönetmesi anlamına gelse de aslında demokrasi, bir yaşama biçimidir. Kaba tanımıyla kendini yönetenleri özgürce seçebilme hakkıdır. Demokrasi, başkalarının da hakları olduğunu kabul ederek özgürlüklerin kullanabilmesi anlamına geliyor. Yani demokrasi demek insanların sahip olduğu eşit hakları özgürce kullanabilmesi demek oluyor.

Ama demokrasi kültürü diye de bir şey var. Özgürce seçtiğimiz insanlar ille de demokrat olmayabilir. Yani kendine demokrat olabilir. İşte demokrasi kültürü olmayan toplumlarda herkes sadece kendisi için ya da kendi yandaşları için demokrasi isteyebilir. Bu nedenle demokrasi kültürü edinmeden demokrasiyi yaşatmak kolay olmuyor. Toplumların demokrasi kültürü edinmesi ise çok uzun bir zaman gerektiriyor. 

Demokratik yaşama alışkanlıklarının ve kültürünün yerleşmesi için önce evde demokrasi olması gerekiyor, sonra da okulda ve toplumda… Evde, ailede demokrasi yoksa çocuk demokrasiyi nasıl öğrenecek? Okulda demokrasi yoksa öğrenci; sokakta ya da genel olarak toplumda demokrasi yoksa insanlar demokrasi kültürü edinemez. Demek oluyor ki demokrasi kültürü hayatın her basamağına yayılmazsa insanlar demokrasiyi öğrenemiyor. Sadee seçimde oy kullanabilmek demokrasi olduğunu göstermez.

Demokrasinin yerleşmesi için önce özgür olmak gerekiyor. Evde çocuğunuzun söz hakkı var mı? Ailede kadın, okulda öğrenci istediğini özgürce söyleyebiliyor mu? Siz kendinizi toplum içinde özgür hissediyor musunuz; yoksa anadan, babadan, dededen, hacıdan, hocadan, karıdan, kocadan ya da öğretmenden çekinerek susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz? İşte demokrasi dediğimiz şey böyle bir şey. İçimizde açığa çıkaramadığımız korkularımız ya da üstümüzde söyleyemediğimiz gizli baskılar varsa demokrat olmamız, demokrasiyi özümsememiz kolay olmuyor.

Demokrasi kavramı, Eski Yunanda icat edildi. Demokrasi, halkın yönetime katılma hakkını savunuyordu;  ama o zaman da kadınlar ve köleler, seçme ve seçilme hakkına sahip değillerdi. Şimdi bu hakka sahip olmak da demokrasinin yerleşmesi için yeterli sayılmıyor. Sonuçta önemli olan demokrasiyi özümlemiş yurttaşlar yaratabilmektir. Bunun için de “Acaba sadece eğitimli olmak yeterli midir?” diye sormak gerekiyor. Kendimize verilen haklara sım sıkı sarılmaya hazırız da acaba aynı hakların başkalarına da verilmesine hazır mıyız?

Eğitim elbette önemli ve eğitilmiş insan, sadece gelişmiş bir demokrasi kurmak için değil; eğitim, hayatın her aşamasında gerekli. Ancak sadece eğitimli olmak da demokratik bir toplum kurmaya yetmeyebilir. Hatta diyebilirim ki sözde eğitim aldık diye toplumun önüne düşenler ötekilerin kafasını karıştırıp insanları birbirlerine düşürmeseler sanki daha iyi olacak. Sinoplu düşünür Diyojen’in Büyük İskender’e dediği gibi “gölge etmesinler…” yeter. Bu nedenle ben, bizde demokrasi kültürünün yerleşmesini, sözüm ona eğitilmiş olanların engellediğini ve kötü örnek olduklarını düşünüyorum.

İşte yine ülkede seçim var. Hepimiz, herkes demokrasiyi giderek daha iyi öğreniyoruz. Göreceksiniz, en iyiyi yine halkımız bilecek. Okumamış olanlar da, yanlış bilgilendirilenler de yanlış yönlendirilenler de sonunda ülke için en doğru olanı bulacak. Bugün eksik bilebilir ama halkın sağduyusuna daima güvenmek gerekiyor. Her sosyal dönüşümün mutlaka haklı bir nedeni vardır. Halka güvenin; o yine şaşmayan sağduyusuyla en doğru olanı bulacaktır.

Yaklaşan seçimler için ille de bir dua okuyacaksak şöyle diyelim: Allah halkımızı kara cahillerden çok, yarı cahillerden korusun! Çünkü demokrasi ancak insanlarla yani hakla kurulabilir. Halka güvenin; bilin ki sonunda doğru olanı yine o bilir, son sözü yine o söyler.

“Kuvayi Milliye Destanı”nda, “onlar” için, yani Anadolu toprağının insanı için ne demişti Nazım Hikmet?  

ONLAR

Onlar ki toprakta karınca,
                                   suda balık,
                                                havada kuş kadar
                                                             çokturlar;

korkak,
            cesur,
                     câhil,
                             hakîm
                                      ve çocukturlar
ve kahreden
                 yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

 

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
                                   sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
                                      kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

 

Demir,
         kömür
                   ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
                 ve sahra
                             ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
               bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
                onlar ağır ellerini toprağa basıp
                                        doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
         en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için:
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
                                                                  denildi.

Nazım Hikmet Ran