You are here:
YAYLA ŞENLİKLERİ PDF Yazdır E-posta
Salı, 12 Temmuz 2011 19:57

Ali VAROL

19 Haziran 2011 tarihinde Ahmetler yaylasında yayla şenliği yapıldı. İlk kez olmasına karşın bence gayet güzel oldu. İnsanlarımız bir sel gibi yaylaya aktı. Akkuyu Bucağı alanını doldurdu. Komşu köylerden de gelenler oldu. Bir düğün, bir bayram havasında yenildi içildi; türküler söylendi, oyunlar oynandı, konuşmalar yapıldı, yaylamız eski günlerde olduğu gibi elliklendi. Katılım beklenin üzerindeydi. Planlı düzenli, emek verilmiş bir eğlence oldu. İlk olmasına karşın güzel bir başlangıç sayılır. Bu düşünceyi ortaya atanların, emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Şenlik öncesinde ve sonrasında aklıma bazı sorular geldi ve üzerinde düşündüm. Şimdi bu düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yayla nedir?

İnsanlar neden yaylaya gider?

İnsanlar niçin yayla şenliği yapar?

Yayla şenliklerinden ne gibi kazanımlarımız olabilir?

 

Ala Heybedeki Kazıklar

Yüksek yerlerdeki düzlüklere yayla (plato) denir. Yaylaların hepsi düzlük olmayabilir. Sözgelimi bizim yaylamız alanlar ve tepelerde dağlardan oluşan engebeli bir yapıdadır. Deniz seviyesinden (1700 – 2500 m.)yüksekte olduğu için hava basıncı ve nemi azalmıştır. Hava sıcaklığı daha azdır. İnsanlar kendilerini daha hafif, daha zinde, daha sağlıklı hissederler. Daha verimli çalışabilirler. Onun için yaz aylarında sahillerde insanlar nemli hava ve hava sıcaklığının etkisiyle terlerken, yaylalar serin hava ve soğuk sularının çekiciliğiyle dolar taşar.

Sahilde kalmak ve çalışmak zorunda olanlar da deniz kenarlarını ve plajları bir çözüm yolu olarak denerler.

Deniz kenarları ve plajlar sağlık bakımından yaylaların yerini tutabilir mi?

Halk arasında şöyle bir hikâye anlatılır.

Söylendiğine göre sahil köylerinden birinde yaşayan Hasan Amca hayvancılıkla uğraşırmış. Her sene çor-çocuk, mal-melal hep beraber yazın yaylaya giderlermiş; güzün köye dönerlermiş. Köydeki bazı aileler de hayvancılıkla uğraşmadığı için yaylaya gitmeyip köyde kalıyorlarmış. Bu ailelerin çocukları, gençleri sıcak günlerde serinlemek için deniz kenarlarına, plajlara giderlermiş. Deniz kenarındaki kumsallara yazın turistler de gelince denize girmek daha bir eğlenceli oluyormuş. Köy gençlerinin bunları ballandıra ballandıra anlattığını duyan Hasan Amca’nın oğlu Ahmet onlara imrenmiş. Onlar gibi yazın köyde, sahilde kalarak denize gitmeyi istemiş. Babasına bu düşüncesini anlatmış.

“Baba biz de yaylaya gitmeyip köyde kalalım, yazın denize gireriz.” Demiş.

Durumu anlayan ve oğlunu kırmak istemeyen babası ona yaylanın daha sağlıklı olduğunu anlatabilmek için bir yol düşünmüş ve şöyle yapmış.

“Oğlum bu sene yaylaya göçmek için hazırlandık. Yarın göçeceğiz. Bu sene göçelim de gelecek sene köyde kalırız, denize de gideriz.”

“Tamam, baba!” demiş oğlu. Hasan Amca:

“Ha, Ahmet, yaylaya giderken lâzım olacak; bana yaş ağaçtan üç tane kazık yapıp hazırla.

“Çamdan mı olsun, pelitten mi?”

Fark etmez, hangisinden olsa olur. Uçlarını iyi sivrelt. Ala heybeye koy!”

Ahmet yakındaki çam ağacının dallarından üç adet kazık yapıp ala heybeye koymuş. Ama bir yandan da merak ediyormuş. Ala heybeye para gibi, silah gibi değerli eşyalar konur. “Bu üç kazık da niye bu kadar değerli ola ki?”

Sonraki gün göç yola düzülmüş. Hasan Amca, oğlu Ahmet’e:

“Kazığın birini şu çardağın altına, direğin dibine çak!”

Ahmet denileni yapmış. Göç Murtiçi’nde değirmenin yanına gelince babası:

“Ahmet kazığın birini de değirmenin ardında gizli bir yere çak, kimse bulamasın.” Demiş. Ahmet denileni yapmış. Göç yaylaya çıkınca:

“Oğlum, kazığın birini de toprak damın ardına çak, üstünü ört, kimse bulamasın.”

Ahmet denileni yapmış.

Yazın yaylada kalmışlar. Aynı eski senelerde olduğu gibi iş-güç içinde bedenleri terlemeden yaz ayları geçmiş. Güz ayları gelip havalar soğuyunca köye göçmek için hazırlanmışlar. Baba oğluna:

”Oğlum, o toprak damın ardına çaktığın kazığı çıkar, toprağını sil, ala heybeye koy.”

Oğul denileni yapmış. Göç dönüşte Murtiçi’ne gelince değirmenin ardındaki kazık da çıkarılıp ala heybeye konulmuş. Köye gelince Ahmet daha babası söylemeden gidip çardağın altındaki kazığı çıkarmış:

“Baba, bunu da ala heybeye koyayım mı?”

Babası:

“Koyma. Ala heybedeki kazıkları da al getir.”

Baba çıkıp çardaktaki divana oturmuş. Ahmet kazıkları getirip babasının önüne koymuş. Babası:

“Köyde kalan kazık hangisi?”

Ahmet toprak içinde kalan kısmı odun kurtları tarafından delik deşik edilmiş olan kazığı göstermiş.

“Bu!”

“Yaylaya giderken böyle mi bıraktıydın?”

“Hayır, sapasağlamdı.”

“N’olmuş böyle?”

“Kurtlar yemiş, çürümüş.”

“Hımmm, peki Murtiçindeki nasıl?”

“Onun da toprak altındaki kısmına kurtlar girmiş. Ama köydeki kadar çürümemiş.”

“Peki, yayladaki kazık?”

“Baba, yayladaki kazık sapasağlam. Hiç kurt yememiş, hiç çürümemiş…”

Bakışırlar. Ahmet şaşkındır.

“Ama baba, sahilin nemi, sıcağı bu kadar mı zarar verir canlılara?”

“Gözünle gördün!”

“Tamam baba, gördüm de anladım da. Bundan sonra her yaz yaylaya gidelim.”

……………………………….

 

Hikâye böyle. Benim ve yaylaya çıkan diğer insanlarımızın bu hikâyenin doğruluğunu anlatacak birçok gözlemlerimiz var. Yaylada köylülerimizin çoğu kıl çadırlarda yaşarlardı. Taşlardan bir ören yapılır, üstüne bir öz kösülür, özün üstüne de kıl çadır atılır; olur bir yörük çadırı. Bu özler kaç seneliktir bilir misiniz? Bilemezsiniz! Çünkü babadan evladına kalmışlardır. Ya o toprak damlardaki toprağın altında kalan ağaçlar? Yaylada toprağı gören ağaç çürümez. Ya sahilde, ya köyde? Köyde toprağı gören ağaçları ya odun kurdu yer bitirir, ya da bir iki senede çürür, toprak olur. Yazın güneş, kışın yağmur gören ağaçların ömrü çok kısadır. Sadece çıralı ağaçlar uzun süre dayanabilir. Oysa yaylada ayran yaymada kullanılan çatma ağaçları yazın güneş, kışın yağmur, kar altında olduğu halde ömrünü bilen yoktur. Yanıp ya da kırılıp bir kazaya kurban gitmezse ömür boyu kullan, sonra da evladın kullansın. Yayladaki hava, iklim kullanılan ağaçlara bir uzun ömür, nerdeyse bir ölümsüzlük vermektedir.

Sanırsam bu uzun ömür ve sağlam kalabilme diğer canlılar için de geçerlidir.

Dikkat ettiniz mi yayladaki kayalar, taşlar sahildeki taşlardan daha ağır ve daha sağlamdır.

 

İnsanlar Niçin Yayla Şenliği Yapar?

Bu günkü dünyamızda insanların çoğu şehirlerde iş bulabiliyor ve şehirlerde yaşıyor. Şehirlerde çalışmak ve yaşamak zordur. İnsanlar toz duman, gürültü arasında yoruluyor. Tanımadığı insanlarla daha çok karşılaştığından daha dikkatli olmak zorunda kalıyor. Bu zor şartlar insanları strese sokuyor. İnsanlar da bir fırsat bulursa bir tanıdığıyla şehir dışına çıkıp piknik yaparak stres atmak ihtiyacını duyuyor. Bir hafta sonu pikniği insanları dinlendiriyor. Böyle bir değişiklik yapan insanlar hafta başında işine taze güçle dönebiliyor ve işinde daha verimli oluyor. Bu hafta sonu pikniği yayla şenliği şeklindeyse kaçırılır mı?

Şenlikte konuşmalar, müzik, oyunlar, yarışlar, tiyatro ya da başka çeşit etkinlikler varsa şenlik daha da çekici hale gelir.

Şenliklerin başka bir amacı insanların ürünlerini tanıtmak, Pazar oluşturmaktır. Kiraz şenliği, üzüm şenliği, bal şenliği, ayran şenliği, yayla şenliği… Yayla şenlikleri genelde yaylaların en güzel olduğu yaz mevsimi başlarında yapılmaktadır. Bizim köyümüzün ve yaylamızın eti, peyniri, balı çok kalitelidir. Böyle bir şenliğin bu ürünlerimizin tanınmasına katkısı olabilir.

Şenliklerin önemli işlevlerinden biri de insanların bir araya gelmesini sağlamaktır. Yurdumuzun çeşitli yerlerine dağılmış ve birbirini tanımayan insanlarımız böyle bir şenlikte daha da çok bir araya gelebilecek ve birbirlerini unutmayacaktır. Umarım bu yayla şenliği etkinliği bir başlangıç olur. İnsanlarımız daha başka etkinliklerle yaylamızın daha güzel bir yer olmasına katkıda bulunurlar.

Ben Ahmetler Yaylasında, Kumluboğaz’da doğmuşum. İnsan doğduğu büyüdüğü yerleri devamlı görmek ister. Yani yayla ile benim aramda bir gönül bağı var. Her fırsatta yaylaya gitmek, mümkünse oralarda kalmak beni ruhen ve bedenen rahatlatıyor. Birçok insanımızın yayla ile ilgili iyi ya da kötü anıları var. Onlar da olanak bulurlarsa yaylaya gidip orada yaşamak isteyeceklerdir diye düşünüyorum.

Ayrıca yaylada yaşamak (bazı olanaklar sağlanırsa) daha sağlıklı ve daha rahat. Atalarımızın bu yaylada onca emeği var. Köyde ya da sahilde zorunlu bir işimiz yoksa yazları yaylada yaşamak hem daha sağlıklı; hem de atalarımıza karşı bir vefa borcumuzdur. Umarım insanlarımız sadece yayla şenliğinde değil; diğer yaz aylarında da yaylamızı ziyaret ederler ve uzun süre kalma yollarını denerler.